İdarenin, özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza kamu yararı gerekçesiyle el koymak istemesi durumunda izlemesi gereken yol pek tabii ki “Kamulaştırma”dır. Durum bu olmakla beraber fiiliyatta işler her zaman olması gerektiği gibi yürümemektedir. İdare, herhangi bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın, gerçek veya tüzel kişilerin mallarına el koyarak bu malları kamu hizmetine tahsis edebilmektedir. Böyle bir durumda taşınmaz malikinin elinde hangi imkânların olduğu Kamulaştırma Kanunu tarafından açıkça düzenlenmiş değildir. Konu, Yargıtay’ın yaklaşık yarım asır önce vermiş olduğu 3 (üç) adet İçtihadı Birleştirme Kararı ile çözüme kavuşturulmuştur. Söz konusu kararlar ışığında, kamulaştırmasız el atma konusunda uygulanacak temel prensipler aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Kamulaştırmasız el atma, kamulaştırma yetkisini haiz bir kamu idaresinin, herhangi bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malları kamu hizmetine daimi tahsisidir. Dikkat edilecek olursa “idarenin kamulaştırma yetkisi olan bir idare olması” ve “sahiplenmek iradesiyle daimi olarak el koyma” kamulaştırmasız el atmanın olmazsa olmaz unsurlarıdır. Geçici işgaller, kamulaştırmasız el atma niteliğinde değildir.

Kamulaştırmasız el atma iddiasıyla idareye karşı dava açacak olan malik ya el atmanın önlenmesini (meni müdahale) ya da taşınmazın bedelini talep edecektir. Görüldüğü gibi malikin burada seçimlik bir hakkı mevcuttur. Söz konusu iki talep birlikte olacak şekilde dava açılamaz.

Kamulaştırmasız el atmadan dolayı açılacak olan bedel davaları zamanaşımına tabi değildir. Tapulu taşınmazını 50 sene önce kamulaştırmasız el atma şeklinde el konulan bir kişi bile, el koyan idareye karşı bugün dava açabilecektir.

Kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılacak olan davalarda adli yargı (yani ilk derecede asliye hukuk mahkemeleri, temyiz aşamasında Yargıtay) görevli olacaktır.

Bizi Takip Edin